ORTA ÇAĞ HRİSTİYANLIĞI

ORTA ÇAĞ HRİSTİYANLIĞI

İskenderiye Kütüphanesi’nin Yok Edilişi

İskender‘in önemli generallerinden bir tanesidir I.Ptolemaios Soter.
Uğradığı bir suikast sonrası hayatını kaybeden Makedonya Kralı II.Filip‘in, 13 ve 16 yaşlarında Aristo‘dan aldığı dersler neticesinde felsefe ve tıpa ilgi duymaya başlayan oğlu Büyük İskender ile yakın ilişkiler içinde bulunmuştur daima.

İskender MÖ 323 yılınının haziran ayında, aldığı yüksek miktardaki alkol neticesinde 10 günlük bir hastalık sürecine girip, 11-12 haziran gibi Babil‘de hayata veda eder.Mısır’da satrap olarak görev yapan Ptolemaios bu ölümün üzerinden 18 yıl geçtikten sonra Ptolemaios Hanedanlığı‘nı ( MÖ 305 – MS 330 ) başlatır. Savaşı sevmemesi, bilim ve edebiyata düşkünlüğü ve Mısır kültürüne beslediği sempatisi nedeniyle halk tarafından sevilen bir kral olur kısa zamanda.Eski Mısır kültürünü sanki gerçek bir Mısırlıymışçasına yaşatmak için elinden geleni yapar Ptolemaios ve bu doğrultuda ilk olarak eski Mısır törenlerini uygulamaya başlar, sonrasında ise Firavun ünvanını üzerine alıp öz kız kardeşi ile evlenir.İskenderiye Kütüphanesi

İskenderiye Şehri‘nin yeniden inşasına girişen Ptolemaios,saray içinde botanik bahçesi, anatomi salonu ve rasathane yanında, kimya, matematik, felsefe, edebiyat ve fizyoloji bölümleri de oluşturur.Tabii bu eğitimlerin sağlıklı bir şekilde verilebilmesi için nitelikli kaynakların belli bir yerde toplatılması şarttır.Bu sebeple sarayda büyük bir kütüphane ve müze de oluşturulur.
İskenderiye Kütüphanesi İçİskenderiye Kütüphanesi‘nin sahip olduğu el yazması eserler ilerleyen zamanlarda 900.000 dolaylarına ulaşır.Kütüphaneyi sürekli büyütmek gayesi ile şehre yanında kitapla giriş yapan herkesin ilk önce kütüphaneye uğrayıp, kitabın bir kopyasını çıkarttırması ve orjinalini kütüphanede bırakması şart koşulur.

Bu pahabiçilemez kütüphane 391 yılına kadar Antik Çağ’ın gizem dolu birçok el yazması eserine ev sahipliği yapar.Taa ki Bizans’ın Mısır Valisi Theophilos,İskenderiye‘de yer alan eski Osiris Tapınağı‘nın arsasını kilise inşa edilmesi için Hristiyanlara verene kadar.
Temel çalışması sırasında toprak altından putperest inancına ait bir taş bulunur.Hristiyanların bu taşı alay İç Savaş Sırasında İskenderiyekonusu yapması sonrasında, şehirde çoğunluğu teşkil eden putperestler rahatsız olurlar ve kısa süre içinde başlayan ayaklanmalar iki taraf arasında yaşanan kanlı çarpışmalara neden olur.
İmparator I.Theodosius‘un valiye “İskenderiye‘de neden eski din hala bu kadar canlı ? ” şeklinde bir soru yöneltikten sonra, İskenderiye Kütüphanesi‘nde bulunan eski putperest dine ait kitapları hedef gösteren bir cevap alması  korkunç yıkımı kaçınılmaz hale getirir.
Kütüphanedeki tüm kitaplar şehirdeki hamamlara dağıtılarak yakılır ve kısa süreç içerisinde Antik Çağ‘a dair olan tüm bilgi birikimi sıfırlanır.

Alfred_Seifert- Hypatia

Alfred Seifert – Hypatia ( 1901 )

Bağnaz grupların öfkesi ise tüm yaşanılanlara rağmen dinmez.Güzelliği ve zekası ile şehrin daima gözbebeği olmuş, kütüphanenin, felsefe, matematik ve astronomi alanlarında ders veren bilimkadını Hypatia‘ya odaklanırlar.O, putperest inançtan vazgeçmediği ve Vali Orestes‘i düşünceleri ile etkisi altında bıraktığı düşünüldüğü için, Hristiyan topluluklar nezdinde yaşamayı haketmeyen biridir daima.İlk zamanlar zekası ve güzelliğiyle büyülenen Orestes‘in kanatları altında korunur bu narin kadın.Ancak, Piskopos Cyril tarafından yapılan paganlık suçlamaları neticesinde tek dayanağı Orestes de istemsizce yüz çevirir ona.

Olayın bundan sonrasını, Hypatia‘nın ölümü hakkında en doğru kaynak niteliği taşıyan, Socrates Scholasticus‘un “Historia Ecclesiastica” adlı eserinden aktarmak yerinde olacaktır :

…Hypatia’nın sık sık Vali Orestes ile görüşmesi Hristiyanların hoşuna gitmiyordu. Hypatia’nın, Vali Orestes ile Piskopos Cyril’in uzlaşmasını engellemeye çalıştığı düşünülüyordu. Böyle düşünen bir grup bağnaz, Peter adındaki çete liderleri ile birlikte Hypatia’nın evinin önünde pusuya yattılar ve onu beklemeye başladılar. Hypatia eve geldiğinde ise onu kaçırıp Caesareum adındaki bir kiliseye götürdükten sonra tamamen soydular. Ardından onu taşlayarak öldürdüler. Daha sonra Hypatia’nın parçalanmış bedenini alıp Cinaron adındaki bir yerde yaktılar.

Roma Dönemi’nde Hristiyanlık

Roma TanrılarıRoma bilindiği üzere çok tanrılı ilkel bir inanışa sahipti.Genel itibari ile insanların birden fazla dine mensup olması yadırganmamaktaydı.Ancak milattan sonra Orta Doğu’da yeşermeye başlayıp yavaş yavaş Roma topraklarını etkisi altına alan Hristiyanlık tüm Roma tanrılarını reddeden ve kendi haricindeki inançları barındırmayı kesin olarak yasaklayan bir din olması sebebiyle imparatorluk tarafından tehdit olarak algılandı.
İlk aşamalarda bu tehdit karanlık zindanlarda uygulanan korkunç işkenceler ile engellenmeye çalışıldıysa da,kast sisteminin yegane ölçütünü takva olarak addeden Hristiyanlığın, alt tabakaya mensup yoksul kesim arasında yayılması ile başa çıkılamaması sebebiyle, Roma’nın birlik ve düzenini bozan bu dinle mücadele etmek için farklı bir yol aranmaya başlanıldı.
IV.yüzyıla gelindiğinde Cermen kavimlerin saldırıları nedeniyle Roma İmparatorluğu‘nun temelleri çatırdamaya başlamış ve otoritesi de doğru orantılı olarak zayıflamaktaydı.İmparatorluk çöküşün önüne geçmek için her türlü önlemi almaya hazırdı ve ilk aşamada 3 asır içinde hızlı bir şekilde palazlanan Hristiyan çevrelere dinlerini yaşamak konusunda belirli özgürlükler verildi.Ancak birlik ve beraberliğin sağlanması için tanınan bu özürlük kafi olmadı ve MS.312 yılında İmparator Konstantin tarafından Roma’nın resmi dini hristiyanlık olarak kabul edildi.

I.İznik Konsili

Atanasyus ve Aryus

Atanasyus ve Aryus freski

MS.325 yıllarına gelindiğinde Mısır’ın İskenderiye kentindeki iki tanrıbilimci Atanasyus ve Aryus arasında başlayıp, Hristiyanlık içinde büyük tartışmalara yol açan, Mesih İsa‘nın gerçek tanrı olup olmadığı konusu açıklığa kavuşturulmak istenmekteydi.İmparatorluğun resmi dini olan Hristiyanlığın içindeki bu gibi sorunların çözüme ulaştırılması için, İmparator Konstantin tarafından 20 Mayıs 325‘de I.İznik Konsili toplandı.İznik İznik KonsiliAyasofya Kilisesi‘ndeki bu davete toplam 2.048 patrik ve piskopos icabet etti.Önderlerin birçoğunun Atanasyus‘un düşünceleri doğrutusunda İsa’yı tanrı olarak kabul etmesiyle 25 temmuzda sonuçlanan bu konsil sonrası “Her şeye gücü yeten, görülen ve görülmeyen, bütün şeylerin Yaradanı olan bir tek Baba Allah’a inanıyoruz; Bir tek Rab İsâ Mesih’e inanıyoruz: Allah’ın Oğlu, Baba’dan doğan biricik Oğul, yani Baba’nın özvarlığından oluşan Allah’tan Allah, Nurdan Nur, gerçek Allah’tan gelen gerçek Allah, yaratılmış değil, doğurulmuş, Baba’nın aynı öz varlığına sahip olan, Kendi aracılığıyla gökteki ve yerdeki her sey yapılmış,biz insanlar için ve kurtuluşumuz için gökten inmiş,insan bedeni almış ve insanlar arasında yaşamış, sıkıntı çekmiş ve üçüncü günde ölümden dirilmiş, göğe yükselmiş, dirilerle ölüleri yargılamaya gelecek olan O’dur; Ve Kutsal Ruh’a da inanıyoruz.” şeklinde bir inanç bildirgesi yayınlanarak çıkan sonuç halka duyuruldu.

Contantinopolis’in Çehresi Değişiyor

Bizans Dönemi İstanbulMS.326 yılında imparatorluk başkenti İstanbul’a taşındı ve şehir Roma‘nın yeni Hristiyan karakteri ile tekrar inşa edildi.Helenistik inanç imparatorluğun derinlerine kadar işlemişti ve acilen yok edilmesi gerekiyordu.Hristiyan din adamları bu sebeple Helenistik Dönem‘e ait olan her şeyi tayyetmek yoluna gittiler.
Bu noktadan sonra skolastik düşünce ışığında bilim ve sanatı bizzat kendi tekeline alan ruhbanlar tarafından âdeta karanlık bir toplum yaratılmaya başlandı.
İlerleyen zamanlarda kilisenin iyice güçlenmesiyle bilime tam anlamıyla bir müdahelesi söz konusu oldu.Öyle ki ; kimi zaman hastanelerde çalışan hekimleri lağvedip yerlerine bizzat kendileri geçmek sureti ile, dini metinlerle tedavi gerçekleştirmeye çalıştılar,keza astronomi ve diğer bilimsel dallarda da biliminsanlarının yerlerini alarak bilimden fersah fersah uzaklaşılmasına neden oldular.
Hristiyanlıkda yeri olmamasına karşın, nüfuzu olan birçok insan gibi kendilerini de mavi kan olarak addeden ruhbanlar, dini çıkarlarına doğrudan alet etmekteydiler.Antik Çağ’a dair bilgi birikimini İskenderiye Kütüphanesi’ni sıfırlayarak yok eden kilisenin, bilim ve sanatın baltalanmasında baş rolü oynayarak Orta Çağ Avrupası’na karanlıklar neşretmesi kaçınılmazdı…

Constantinople Konsili

İstanbul Konsili

Vasily Surikov , 1876

M.S. 381 yılına gelindiğinde İsa Mesih”in tanrının oğlu olduğu konusunda tartışmalar devam ediyordu ve 2.bir konsil düzenlenmesi icab etti.Bu konsile 181 dini önder katılarak Makedonyus ve Sabelliyus‘un söylemlerine karşı çıkmak sureti ile İsa’nın tanrı olduğu düşüncesini bir kez daha vurguladılar.Konsil ardından İznik Konsili‘nde yayımlanan bildirge biraz daha geliştirilerek ,“Her şeye gücü yeten, göğün, yerin, görülen ve görülmeyen büyün şeylerin Yaradanı olan tek bir Baba Tanrı’ya inanıyoruz. Tek Rab İsa Mesih’e inanıyoruz. Tanrı’nın biricik Oğlu, ezelden beri Baba’dan doğan, Nur’dan gelen Nur, gerçek Tanrı’dan gelen gerçek Tanrı, yaratılmış değil, doğurulmuş, Baba ile aynı öze sahip olan, kendi aracılığıyla her şey yaratılmış, biz insanlar için kurtuluşumuz için göklerden inmiş, Kutsal Ruh ve bakire Meryem aracılığıyla beden alıp insan olmuş, Pontiyus Pilatus’un emriyle bizim için çarmıha gerilmiş, sıkıntı çekmiş, gömülmüş, göklere yükselmiş, Baba’nın sağında oturmuş, dirilerle ölüleri yargılamaya görkemle gelecek O’dur. O’nun egemenliği hiç son bulmaz. Kutsal Ruh’a da inanıyoruz. Rab olan, yaşam veren, Baba’dan çıkıp gelen, Baba ve Oğul ile birlikte tapınıp yüceltilen, peygamberlerin ağzından konuşan O’dur. Havarilerin yolunda olan tek bir evrensel topluluğa inanıyoruz. Günahların bağışlanması için tek bir vaftizi tanıyoruz. Ölülerin dirilişini ve gelecek çağın yaşamını bekliyoruz.” şeklinde tekrar ifham edildi.

Efes Konsili

Efes Konsili431 yılında Constantinople Patriği  Nestorius‘un doğru bulunmayan öğretileri yüzünden Efes Meryem Ana Kilisesi‘nde toplanır 3. evrensel nitelikteki konsil.İskenderiye Patriği Cyril,Nestorius‘u sapkınlıka suçlar ve Papa I.Celestine‘e başvurur.I.Celestin,Cyril‘e Nestorius‘un sapkınlıktan vazgeçmesini, aksi taktirde aforoz edileceğini bildirir.Ancak Nestorius papanın bu bildirisi gelmeden önce II.Theodosius ile iletişime geçip,karşıt görüşlerin tartışılabileceği bir konsil toplatılması konusunda karar alınmasını sağlamıştır.

Saygıdan uzaklaşılan tartışma havasındaki bu konsilde toplam 250 piskopos yer alır.Nestorius İsa’ya, İncil’e dair olan sözlerin 30 yaşında indiğini, dolayısıyla bu süreçten sonra insan ve tanrı karakterine büründüğünü,aynı zamanda Meryem’in tanrının annesi ( theotokos ) olmadığını,zira tanrıların kathiyen doğurulamayacağını dile getirir.Çarmıha gerilirken İsa’nın tanrısal varlığının bedeninden ayrıldığını,dolayısıyla sadece insan olan İsa’nın ızdırap duyduğunu tarif eden Nestorius Doktirini,bu sebeple diofizit ( iki tabiatçı ) olarak addedilir.

Konsil sonrası Nestorius, Caelestius ile beraber aynı zamanda onların takipçileri,İznik Konsili’nin kararlarından herhangi bir şekilde ayrılan kişiler ve Kıbrıs’taki kiliseye müdahele eden piskopos takbih edilmiş,ayrıca psikoposların kendi veyahut haliflerinin elinde olmayan hiçbir bölgeye müdahele etmemesinin gerekliliği vurgulanmıştır.Bununla beraber alınan kararlara uymayan kişilerin görevinden ahzedilmesi ya da dinden çıkartılması uyarı niteliğinde belirtilmiştir.

Katolik Kilisesi’nin Önemi Artıyor

Zaman içinde güçlenmeye başlayan derebeyleri kralları zor duruma düşürüyor, mücadele edebilmek için papalardan yardım istemeye zorluyordu.Malum etken siyasete girmeye dünden razı olan kilise için kaçırılmaz bir fırsattı ve hiç düşünülmeden değerlendirildi.
Bu süreçten sonra “Sezar’ın hakkını Sezar’a, Tanrı’nın hakkını da Tanrıya verin“(Matta, 22: 21; Markos, 12: 16-17; Luka, 24-25) anlayışını benimsemiş olan kilise dini doktrinlerine aykırı bir şekilde doğrudan dünyevi işlere müdahele eder duruma gelmiştir.
Krallar ile işbirliği içinde olan kilise,tahtı tehtitlere karşı korumak karşılığında zenginliğine zenginlik katmaya başladı.Bununla beraber, halk neznindeki addettiği önem dolayısıyla yapılan yardımlar ile birlikte tarifi olmayan bir ekonomik güce ulaştı.
X-XI.yüzyılda bağımlılığı tamamiyle ortadan kalkan katolik kilisesi,ruhun bedenden daima üstün olduğu ilkesine vurgu yapıyor ve ruhani tarafı temsil etmesi sebebiyle kendisini yeryüzünün mutlak lideri olarak lanse ediyordu.

VII. Gregorius

VII. Gregorius

VII. Gregorius‘un 1073 yılında papa olmasıyla kilisenin bu düşüncesi daha açık bir dile getirilmeye başlanmıştır.Gregorius‘a göre, Hristiyanlığın yer yüzündeki lideri olan papa, dünyada büyük bir Hristiyan toplumu oluşturmak ile yükümlü olmakla beraber, Havari Petrus’un Vekili sıfatıyla manevi ve uhrevi konularda son sözü söyleme yetkisine sahiptir.

1094 senesinde Avrupa kuraklık, salgın hastalık ve artan nüfus nedeniyle adeta cehennem içine düşmüştü ve Doğu’nun refah havasını solumak yegane çıkış yolu olarak addediliyordu.

Bu gibi nedenlerle VII.Gregorius‘un arzusu olan haçlı seferi,1095 yılında II.Urbanus tarafından büyük bir ordu toplanmasıyla gerçekleşti.Başarıyla sonuçlanan bu sefer kilise otoritesini ciddi anlamda arttırdı.Müslümanlara büyük kayıplar yaşattıran bu ilk seferden sonra, hezimetle sonuçlanan II.Haçlı Seferi yaşansa Engisizyon Mahkemesida,kilisenin yetkesi ciddi boyutlarda sarsılmadı.

İspanya Engizisyonu Mühürü

İspanya Engizisyon Mühürü

XII.yüzyıla gelindiğinde muhalif sesleri susturmak gayesi ile İtalya Kilise Meclisi tarafından Latince “inquirere” ( soruşturmak ) kelimesinden türetilmiş olan “Engizisyon” adındaki mahkemeler kuruldu.
Artık Katolik Kilisesi’nin fikirlerine aykırı düşünceler barındırmak mümkün değildi.Kilise tüm Katolik dünyasına korku salan bu mahkemeler sonrasında kişilerin özel hayatlarına dahi müdahele eder duruma geldi.Öyle ki ; çiftlerin yatakta kadının altta olduğu pozisyonlarda sex yapmasından, masturbasyona kadar müteaddit konuda cezalar uyguluyordu.

Birçok bilimadamının da vahşice cezalandırdığı bu karanlık mahkemeler,İtalya’dan sonra İspanya ve Fransa’da da kuruldu.

Aragon kralı II. Fernando ve Kastilya kraliçesi I. Isabel tarafından İspanya’da, Yeni Çağ’ın başlarında, yani 1478 yılında kurulan Engizisyon tarafından çok sayıda Müslüman ve Yahudi cezalandırıldı.Suçu itiraf ettirme temeline dayanan bu mahkemeler 1492 yılında birçok Yahudinin Devlet-i Aliyye topraklarına göç etmesine yol açtı.

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir