OSMANLI MİMARİSİ

Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yeri ve tarihi müverrihler arasında daima ihtilaflı bir konu olmuştur.Kimi tarihçiler 1299 yılında Söğüt‘de kurulduğunu iddia ederken, kimileri 1302 yılında Yalova‘da kurulduğunu iddia etmektedir.Ancak pek tabii ki yaygın görüş Bilecik’in Söğüt ilçesinde kurulduğu yönündedir.

Erken dönem Osmanlı mimarisinde, Selçuklu, Bizans, Erken Dönem Anadolu Türk Mimarisi, Memlük ve İran mimarisinin etkileri belirgin bir şekilde göze çarpmaktadır.Dönemin en önemli eserleri ise Söğüt’de değil, İznik, Bursa ve Edirne’de inşa edilmiştir.Osmanlı’nın ilk üniversitesi ve ilk camii İznik‘te yer almasına karşın, anıtsal yapıların Bursa’da inşa olunması sebebiyle bu periyot “Bursa üslubu” olarak adlandırılmaktadır.Dönemin ilk zamanlarında tek kubbeli,kare planlı yapılar görülürken,sonralarında tabhaneli, ters t planlı ve payeli çok kubbeli yapılar göze çarparmaktadır.İnşa edilen mekanlar genel olarak aydınlık ve ferahtır.

Hacı Özbek Camii

Hacı Özbek Camii1333-1334 yılında İznik’te inşa edilen bu cami Osmanlı’nın ilk camisi olma özelliğini taşımaktadır.Kare planlı olarak yapılan cami, 7.5 x 7.5 metre ölçülerindedir.Yapının duvarları, taş aralarında kullanılan tuğla hatıllar ile daha sağlam bir yapıya kavuşturulmuştur.

 

 

İznik Yeşil Camii

İznik Yeşil CamiiTemeli Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa tarafından 1378 yılında atılan cami, aynı yıl gerçekleşen ölümü üzerine oğlu Ali Paşa tarafından 1392 yılında tamamlanmıştır.İbadethanedeki Selçuklu etkileri daha içeriye girmeden, kapı girişi ve şerefe altında bulunan mukarnaslarla kendini gösterir.Yanlara doğru ikişer kemerle açılan son cemaat yeri, sekizgen kasnak üzerine tutulmuş dilimli bir kubbe ile kapatılmıştır.Caminin son cemaat yerinden ana kubbe ile örtülen kısma geçilen yeri, son cemaat mahaline benzer şekilde yanlarda aynalı tonoz, ortada ise iri dilimlerle sivriltilmiş fenerli bir kubbe ile örtülmüştür.Kubbenin iki yanında aynalı tonozlar bulunmaktadır.Kasnak üzerine oturtulan ana kubbenin çapı 11 metredir.Caminin iç ve dış cephesi mermer levhalarla kaplıdır.

Bursa Ulu Camii

Bursa Ulu CamiiYaklaşık 5.000 metrekarelik bir alana dikdörtgen planlı olarak 1396-1400 yılları arasında I.Bayezid tarafından inşaettirilmiştir.Sekizgen kasnaklara oturan,mihrap duvarına dik halde beş sıra dizilimindeki toplam 20 tane kubbe ile örtülüdür.Göbekteki kubbe, yağmur suyunun cami içinde bulunan havuza dolması ve güneş ışınlarının mekanı aydınlatması için açık bırakılmıştır.Günümüzde camekanla kapatılması nedeniyle sadece güneş ışınları girmektedir.Mihrap mihverindeki kasnak yükseklikleri fazla olup, yanlara gidildikçe  her sırada azalmaktadır.

Batı köşesinde yer alan minare I.Bayezid tarafından inşa ettirilmiştir.Minare kürsüsü bütünüyle mermerden olup,gövde tuğladandır.Doğu köşesinde bulunan kare kürsülü minare ise I.Mehmet tarafından, cami duvarından 1 metre kadar uzağa inşa ettirilmiştir.İki minare de aynıdır ve tuğlalı mukarnaslarla süslenmiştir.Kurşun olan külahlar 1889 yılında çıkan yangında hasar görmüş ve yerine bugünkü boğumlu taş külahlar yapılmıştır.

Eski Cami

Eski Cami

Edirne Eski Camii Fotoğraf : Özgür Zeyhan

Edirne’nin merkezinde yer alan bu caminin temelleri Süleyman Çelebi tarafından 1403 yılında attırılmıştır.Mimarlığını Konyalı Alaaddin ve kalfası Ömer İbn-i İbrahim‘in yaptığı bu yapı 1414 yılında I.Mehmet tarafından tamamlanmıştır.

İç mekanı 2116 metre karedir ve dört kare ayak üzerine 9 tane eşit büyüklükteki kubbe örtülmüştür.Külliye olarak inşa edilen yapının medresesi yıkılmış ve günümüze sadece cami ve bedesten gelebilmiştir.

Muradiye Camii

SONY DSCEdirne’de Sarayiçi’ne hakim bir tepeye II.Murat tarafından yaptırılmıştır Muradiye Camii.Vakfiyesi ve kaynaklara dayanılarak 1436 yılında inşa edildiği düşünülmektedir.Kitabesinin günümüze ulaşamaması nedeniyle mimarının kim olduğu tam olarak bilinememekte,ancak Mimar Şehabeddin tarafından yapıldığı tahmin edilmektedir.Zaviyeli( Ters T ) planlı camilerin en iyi örneklerinden birisi olan Muradiye‘nin dışı sade bir görünüme sahip olmasına karşın, içi harikulade çinilerle süslenmiştir.Sıraltı bezemeli levha çiniler yanında, renkli sır tekniği ile yapılmış çiniler de göze çarpar Muradiye’nin içinde.Göz kamaştıran çinilerin desenleri pek tabii saray nakkaşhanesinde işlenip, İznik’te üretilmiştir.Kuzey güney hizasında peş peşe iki kubbe, yanlarda birer kubbe, kuzeyde beş gözlü son cemaat yeri, kuzeybatıda ise tek şerefeli bir minare yer almaktadır.

Muradiye Camii (2)Son cemaat yeri tuğla örmelidir ve yuvarlak kemerli beş gözlü açıklıklar bulunmaktadır.Bu açıklıklar, ortada yüksekçe bir kubbe yanlarda ikişer aynalı tonozla örtülü kalın payeler üzerine yerleştirilmiştir.İbadethaneye giriş alçak kemerli, mukarnas kavsarlı mermer bir taç kapı ile sağlanır.Kubbe ile kapatılan avlu düşüncesinin devam ettiği,prizmatik üçgenler üzerine yerleştirilen aydınlık fenerli ilk kubbeden sonra, Türk üçgenleri üzerine oturtulan kubbeli asıl ibadet mekanına geçilir.Yanlarda ise daha küçük ve alçak tutulmuş tabhane odaları bulunmaktadır.İki tabhane odasında da, ocak, dört adet duvar nişi ve çeşme yer almaktadır.

Not olarak düşmekte yarar var : Caminin mihrabı İstanbul Arkeoloji Müzesi‘nin  bünyesinde olan Çinili Köşk’de görücüye sunulmaktadır.

Üç Şerefeli Cami

Üç Şerefeli CamiiII.Murat tarafından 1443-1447 yılında yaptırılan bu caminin mimarlığını Mimar Sinan’ın ustası Müslihiddin Ağa yapmıştır. Osmanlı mimarisinin kendi karakteristik özelliklerinin oluştuğu aşamayı temsil eder Üç Şerefeli Cami.Merkezi kubbe 24 metrelik çapı ile diğer kubbelerden büyüktür ve 4’ü duvar payesi olmak üzere toplamda 6 paye üzerine oturtulmuştur.Yanlarda ikişer kubbe ile örtülen kare mekanların oluşturulması ve enlemesine diktörtgen tasarlanması nedeniyle bir ilk durumundadır.Aynı zamanda Osmanlı’da ilk kez kullanılan revaklı avlu ve kapıdan girildiği anda direkt ana kubbenin altına ulaşılması gibi kendine has özellikleri ile  göz önüne çıkmaktadır.Minareler avlunun dört köşesinde yer almaktadır.Bunların en büyüğü, camiye adını veren üç şerefeli minare 62-67 metre yüksekliğindedir ve her şerefeye ayrı yoldan çıkılır.

Sivil Mimari

Orta Çağ boyunca, nice saray, konut, medrese, han, köprü vb yapılar inşa edilmiştir.Sivil yapılarda genellikle, ahşap, taş ve tuğla kullanılır.

İznik Medresesi

Osmanlı’nın ilk üniversitesi olan bu kurum 1330 (731) yılında Orhangazi tarafından yaptırılmıştır.Davud el-Kayseri, Taceddin-i Kürdi, Alaeddin Ali Esvet gibi zamanın tanınmış müderrislerinin ( profesörlerin ) görev ifa ettiği yapı manastırdan devşirilmedir.

Kurumun işleyebilmesi için daima olduğu gibi vakıf sistemi uygulanmıştır.27 Cemaziyelevvel 1136 (23 Şubat 1724 ) tarihli bir arşiv belgesinden, İznik’e bağlı Kozluca Köyü’nün üniversiteye vakfedildiği bilgisine ulaşılmaktadır.Devlet-i Aliyye’nin ilk Şeyhülislamı olan Molla Fenari de bu üniversitede eğitim almıştır.

Günümüze kadar ulaşamayan imparatorluğun ilk üniversitesinin, İznik Ayasofyası‘nın yakınında bulunduğu tahmin edilmektedir.Yapı hakkında kapsamlı bilgilere erişmek ve bu topraklarda yaşamayı bir nebze olsa dahi haketmek için,bir an önce kazı yapılarak gün yüzüne çıkarılması elzemdir.En kısa zamanda devlet meselesi haline getirilmesi gereken bu araştırmalara,hükümetin arkeoloji konusundaki genel tavrı düşünüldüğünde pek tabii ki fersah fersah uzakta olduğumuz aşikar.Ancak istikrarlı bir çaba ile üstesinden gelinemeyecek bir sorun olmadığı muhakkak…

İznik Nilüfer Hatun İmareti

Nilüfer Hatun İmaretiDoğu cephesindeki giriş kapısında yer alan 48×150 cm. ölçüsündeki kitabede, imaretin Yarhisar Tekfuru’nun kızı olan Nilüfer Hatun‘un ( Holafira ) ruhunun şad olması için, Sultan Murad tarafından 1388 yılında yapıldığı yazmaktadır.Yeşil Cami’nin kuzeybatısında yer alan bu imaret günümüzde İznik Müzesi‘dir.

Yapı doğu-batı ekseninde arka arkaya uzanan giriş,ibadet mekanı,bunlara bitişik kuzey tarafındaki cenah ve ön kısmında yer alan son cemaat bölümünden oluşmaktadır.Ters T planlı yapılardan olan Nilüfer Hatun İmarethanesi‘nin kare mekanlı girişi, bindirme kubbe ile kapatılmıştır.Kubbenin ortasında yuvarlak bir aydınlık feneri bulunmaktadır.Bu bölümde bulunan giriş kapısının iki tarafında iki pencere ve giriş mekanının ardından 63 cm yüksekliğinde, doğu-batı ekseninde diktörtgen planlı kemerle ikiye ayrılan bölüm yer almaktadır.Doğu bölümünün göbeğinde sekiz dilimli, batısında ise yuvarlak kubbeler bulunmaktadır.Büyük kubbeli kısmın ötesi mescit mekanıdır.Bu mekan kemer ile ayrılmış ve üzeri iki eş büyüklükteki kubbe ile örtülmüştür.Girişin karşısında değil, kıbleye yönelik sol duvarın orta kısmında bulunan mihrap, her zaman yaptığımız gibi  hatalı bir restorasyon çalışması ile duvar tamamen sıvanmak sureti ile ortadan kaldırılmıştır.Kuzey-güney ekseninde dikdörtgen yan cenahlar, kemerler vasıtasıyla kareye dönüştürülmüş ve üstleri Türk üçgenleri ile geçişi sağlanan kubbeyle örtülmüştür.

Yapının önünde yer alan kuzey-güney eksenindeki diktörtgen planlı son cemaat kısmı, iki taraftan yan cenahların bir kısmını açıkta bırakmıştır.Cephelerde tuğla ve taş ile oluşturulan motifler dikkat çekmektedir.

Bursa Yıldırım Darüşşifası

Yıldırım DarüşşifasıYıldırım Bayezid tarafından,medrese gibi dikdörtgen planlı olarak 1390 yılında inşası başlatılan bu şifahane Osmanlı’nın ilk hastanesidir.Toplamda 1560m² alana konumlanan yapı, çeşitli metinlerde, Orta Çağ’da diğer şifahanelerin adlandırıldığı gibi,”Dâr- üs-sıhha“, “Dâr-ül afiye“, “Dâr-ür raha“, “Dâr-ütTıp“, “Mâristan“, “Bîmâristan“, “Bîmarhâne” ve kervansaraylarda “tâbhane” adlarıyla da anılmıştır.Bayezid Külliyesi bünyesinde, tam teşekküllü hastane özelliğinde inşa edilen şifahane, patlak veren Ankara Savaşı ve ardından başlayan Fetret Devri sebebiyle oğlu Musa Çelebi tarafından 1407 yılında tamamlanmıştır.

Hastanede, kuruluş tarihinden itibaren akli sorunu olan hastaların musiki yoluyla tedavi edildiği bilinmektedir.Evliya Çelebi seyahatnamesinde, on adet şarkıcı,bir kemani, bir neyzen, biri musikar-i, biri santurcu ve bir udinin haftada üç kez gelip musiki dinletisi verdiklerini anlatmaktadır.Başlangıçta akıl hastaları için sadece bir odanın yer aldığı bu hastanede, bir başhekim, iki hekim, iki eczacı, iki şerbetçi, bir aşçı ve bir ekmekçinin görev yaptığı bilinmektedir.

Bursa Yıldırım Darüşşifası planıRevaklı bir avlu etrafına sıralanan toplamda 21 oda, girişin sağ ve sol yanında iki mutfak, bir eczane, ortadaki yemekhane ve en dipte yer alan iki tabip odasından meydana gelen yapı, arazi meyili nedeniyle aşamalı bir şekilde 30×40 metre boyutlarında konumlanmıştır.Avlunun sonunda bulunan kubbeli salonun muayene ve dinlenme yeri olarak kullanıldığı bilinmektedir.Yapının doğusundaki odaların altından geçen su yolunun,tuvalete gidemeyecek durumda olan hastalar için yapıldığı düşünülmektedir.

Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından onarılan yapı, günümüzde Göz Nurunu Koruma Vakfı tarafından göz hastanesi olarak işletilmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir