VEBA SALGINI

KARA ÖLÜM

Messina Limanı

Messina Limanı

1346 yıllarında Çin korkunç bir hastalıkla karşı karşıya kalır.İlk aşamada baş ve sırt ağrısı gibi semptomlarla ortaya çıkıp, sonrasında, ateş, titreme, kusma nefes, darlığı, halsizlik, sürekli dalgınlık, burun kanaması, kan tükürme, kasıklarda ağrı, deri lekeleri, dilin kuruyup kahverengileşmesi gibi belirtiler gösteren bu rahatsızlığın adı Antik Çağ’dan beri insanların korkulu rüyası olan vebadır.

Hastalık ilk olarak ipek yolu istikametinde Kırım‘a doğru ilerler ve tıpkı Çin’de olduğu gibi bir hayli can alır.

Veba salgınının Kırım’da etkisini yavaş yavaş göstermeye başladığı o günlerde Moğollar, Cenevizlilerin kontrolünde bulunan bir liman şehrini abluka altına alır ve mancınıklar ile şehre taş kütleleri değil, vebadan ölmüş insan cesetleri fırlatırlar.

İlerleyen günlerde kuşatmanın şiddetlenmesiyle Cenevizliler dayanamayacaklarını anlayıp, gemilerine binerek ticaret merkezi durumunda olan Kefe‘ye doğru hareket ederler.Bu esnada ise, mikrobu farelerin vücudunda dolaşmakta olan pireler aracılığıyla tüm Avrupa’ya neşredeceklerinden tamamiyle habersizdirler…

Kısa süre içinde Kefe‘ye ulaşan Cenevizliler, ambarlarını aldıkları mallarla doldurur, sonra ise Sicilya‘nın Messina Limanı‘na doğru yelken açarlar.Korkunç yıkım başlamıştır artık: Messina‘ya varmalarından kısa bir süre sonra veba hızlı bir şekilde yayılarak tüm Sicilya‘yı etkisi altına alır.Ardından Kasım ayı dolaylarında Marsilya‘da , yaklaşık 5 ay sonra Toulouse‘de, Haziran sonlarında Bordeaux‘de, Ağustosta ise Paris‘te görülür…Ticaret gemileri vasıtasıyla İngiltere ve İrlanda’ya da yayılan veba, 1349 Baharı’nda Londra‘dan, Norveç, Danimarka ve Almanya‘ya sıçrar.Bu noktadan sonra salgın engellenemez; Portekiz, Avusturya, Macaristan, Polonya, Litvanya ve Belarus’u etkisi altına alır.1352 yılında da Rusya’yı…
İspanya’da bulunan Galiçya Bölgesi, Hollanda, Finlandiya, Bohemya ve İzlanda şehire giriş çıkışları yasaklayarak karantina uygulaması başlatırlar.Bu önlem sayesinde İzlanda haricindeki tüm topraklar, Avrupa’nın birçok bölgesini etkisi altına alan bu salgından zarar görmeden kurtulurlar.

Salgın Yaşanan Bölgelerde Yapılan Tedavi Yöntemleri

Veba Maskesi

Doktor ve rahiplerin kullandığı veba maskelerinden birisi

Doktorlar bu salgın karşısında umarsız kalırlar.Söyleyebildikleri tek şey ise topluluk içine girilmemesi, hatta mümkünse şehir dışına, kimsenin bulunmadığı bir yere gidilmesi olur.
Çaresizlik öylesine derin bir hal almıştır ki: Bilimsel çözümler bulmak yerine tahmine dayalı uygulamalar geliştirmeye başlarlar.Bu doğrultuda hastalıktan kaçınmak konusunda birçok broşür çıkartılır.

John of Burgundy‘in “Treatise of Epidemic” adlı Latince olan eserinde hastalıktan korunmak için: Vebanın ter gözeneklerinden de intikal ettiği düşünülmesi sebebiyle banyo yapılmaması, bol miktarda sirke tüketilip, menşei bal olan gıdalar ile meyve tüketilmemesi, cinsel ilişkiden kaçınılması, hastalığın sıcakta daha hızlı yayıldığı düşünülmesi sebebiyle şöminenin mümkün mertebe yakılmaması, hava sisli ya da rüzgarlı ise evden çıkmadan önce hoş kokular teneffüs edilmesi (zengin olanlar için misk, amber ve biberiye, fakirler için ise hindistan cevizi, karanfil ,zerdeçal vb.), yatmadan önce açık olan tüm pencereler kapatılıp ardıç dalları yakıldıktan veyahut dört adet yanmakta olan kömürün üzerine bir miktar barut serpildikten sonra açığa çıkan dumanın solunması, vebaya sıcak havalarda yakalanılması durumunda soğuk gıdalar, bilhassa da et tüketilmesi, katı gıdalardan birkaç kat daha fazla olmak şartıyla su veya beyaz şarap içilmesi gibi önerilerde bulunulur.

Bu esnada Ruhban sınıfı, genellikle hastalıktan tütsü yakarak, garip maskeler takarak ve dua ederek kurtulma yoluna gitmekte; ancak pek başarılı olamamaktadır.Bunun yanında veba ile meslekleri gereği daima iç içe olan doktorlar ise, eldiven takıp, aromatik yağlara daldırılmış burunluklar kullanarak hastalıktan korunmaya çalışmaktadırlar.

Kara Ölümün Avrupa Nüfüsuna Etkileri

Veba

Bölge ve Ülkelerdeki Veba Kaynaklı Ölüm Oranları

M0000786 Etching: the plague in Florence, 1348.

Giovanni Boccaccio‘nun Decameron adlı eserinde betimlediği salgın dönemi Floransa’sı.

Veba Salgını, Avrupa nüfusunun %35‘inin ölmesine yol açtı.Her 3 kişiden birisinin öldüğü bu süreçte, şehirlere nazaran hastalığa yakalanmaya daha müsait bir ortam olan köylerin birçoğu tamamiyle yok oldu.Avrupa nüfusu 1340 tarihinde 76 milyon civarındayken, 1450 yılında Yüzyıl Savaşları‘nın da etkisiyle ancak 50 milyona ulaşabildi. Bu salgın sonrasında; İzlanda nüfusunun üçte ikisini, Bristol onda dokuzunu, Ceneviz %70’ini kaybederken, Avignon‘da 150 bin, Lübeck‘te 9 bin, Erfurt‘ta 18 bin, Weimar‘da 5 bin, Siena‘da 70 bin, Strasburg‘da 16 bin, Marsilya‘da 16 bin, Basel‘de 15 bin, St.Denys’de 14 bin, Floransa‘da 47 bin kişi yitip gitti.Diğer ölümlerle beraber toplam ölüm Papa VI.Clement tarafından 23.840.000 olarak hesaplandı.

Mamafih vebanın sadece alt sınıfı vurmadığı, III.Edward‘ın (Windsor’lı Edward) prenses olan kızı Joan, danışmanı John of Oxford ve Kral XI.Alfonso‘nun da canını aldığı bilinmektedir.

Veba Sonrası Kilise

Salgın süresince ruhban sınıfından bir hayli insanın ölmesi nedeniyle kiliselerin ekseriyeti boş kaldı.Bu eksikliği gidermek gayesiyle mevcut kurallar esnetilerek, eşi ölmüş orta yaştaki dul erkekler rahip olarak göreve alındı.Ancak istisnai olarak eşi hayatta olan erkeklere de görev verildiği görülmektedir.

Salgın sırasında birçok rahibin kaçması ve halkın veba konusundaki sorularına ruhbanlar tarafından geniş kapsamlı bir açıklama yapılmayıp, “tanrının gazabı” şeklinde tekdüze bir cevap verilmesi kiliseye olan güveni derinden sarstı.

Sosyal ve Kültürel Hayata Etkileri

Ölüm Dansı

Hartmann Schedel (1440-1514) tarafından yazılan Liber Chronicarum (1493) adlı eserden Michael Wolgemut imzalı bir illüstrasyon: Dance of Death (Danse Macabre, Ölüm Dansı).

Musibetten her fırsatta sorun çıkarttıkları düşünülen Yahudiler sorumlu tutulmaktaydı.Bu sebeple salgın birçok çevre tarafından Yahudilerin katledilmesi için fırsat olarak addedilip, cani uygulamalar neticesinde icraate geçildi.

Bu sıkıntılı süreçten en karlı çıkan kesim ise pek tabii hayatta kalan alt sınıf mensuplarıydı.Milyonların ölmesi sebebiyle müteaddit malikane ve toprak sahipsiz kaldı.Fiyatların aşırı düzeyde ucuzlamasıyla, işçi sınıfından olanlar toprak ve malikaneleri satın alarak sınıf atladılar.

Kültürel hayata etkileri ise çok daha derinden oldu.Salgın esnasında aktif bir rol almaları nedeniyle birçok kilise mensubu hayatını kaybetti.Latinceyi edebi düzeyde bilen tek sınıf olan ruhbanların hayatını kaybetmesiyle, yüksek eğitim dili olan Latinceyi öğretmek neredeyse imkansız hale geldi.Bu sebeple ulus dillerinin önemi gittikçe artmaya başladı

Buna ek olarak Veba Salgını , hayata ölüm dansı (dance dacabre ) denilen bir alegorinin girmesine de sebep oldu.İlk aşamada yüksek ateşle kendini gösteren hastalık,şiddetli titremeler veya sarsılmalara neden olması sebebiyle halk tarafından bu şekilde adlandırılmaktaydı.
Kimi zaman yukarıda yer alan illüstrasyondaki gibi dans eden iskeletlerle görselleştirilen kavram, kimi zaman da karşımıza başında altın bir taç bulunan ve alaycı bir tavırla sırıtan iskelet veya iskeletler şeklinde çıkmaktadırr.

Mamafih Paris’te birçok hastane, akıl hastanesi, kumarhane ve ölümle cezalandırılmış mahkumların bulunduğu yerleri gezerek, ölüm, cennet, cehennem gibi saplantılarını açığa vuran Franz Liszt‘in, malum tabirden yola çıkarak yaptığı, 1859 yılında kesin olarak sanat çevrelerine duyurulan, zamanın ünlü piyanisti Hans von Bülow’a adanmış Totentanz ( Ölüm Dansı ) adında bir eseri olduğunu da hatırlatmakta yarar var.

Hastalığa Neden Olan Bakteri Deşifre Edildi

Vebadan Ölmüş İnsan İskeletleriLondra’da yapılan kazı çalışmalarında, 14’üncü yüzyılda Avrupa’nın tepesine çöken veba salgını musibetinde hayatını kaybeden insanların iskeletlerine ulaşıldı.İskeletlerin dişlerine hapsolmuş biyolojik doku ve kan örnekleri üzerinde yapılan laboratuvar incelemelerinde kara ölüme “yersinia pestis” adlı bakterinin neden olduğu tespit edildi.
İncelemeler sonrasında araştırmayı yapan ekibin üyelerinden birisi olan Prof.Johannes Krause, ”Günümüzde varolan veba türlerinin hepsi, Orta Çağ‘da ortaya çıkan bu bakterinin doğrudan akrabası niteliğinde” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir