Midas Diretmesi: Batı Tarafından Efsunlanan Zihinler

Diretme diyoruz; çünkü mâlum isim, yazıtı okuyamayan batılı istihbarat görevlileri tarafından verilmiştir ve Türkiye’deki çoğu akademisyen bu adlandırmayı tartışmasız doğru kabul etmektedir. Anadolu tarihi için önemi büyük olan yapıt, zihinsel prangalardan kurtulmuş bilim insanlarınca MÖ 1200‘lü yıllara tarihlendirilmekte olup, 17 metre yükseklik ve 16.5 metre genişliğe sahiptir.

Yazıta Midas Adının Verilişi

Devlet-i Aliyye’nin son asrına yaklaşıldığı sıralarda yaygınlaşan batı tipi orduya geçilmesi düşüncesi zamanın padişahı III. Selim tarafından da benimsenmekte ve bu doğrultuda kapitalizmin beşiği, yani Britanya ile diplomatik görüşmeler yapılmaktadır. Padişah tarafından yapılan talep olumlu karşılanır ve tarihler Haziran 1799‘u gösterdiğinde, aralarında ‘kariyer basamaklarını hızlı bir şekilde atlayan’ İngiliz Yüzbaşı William Martin Leake‘in de bulunduğu bir grup asker, Alman asıllı Tuğgeneral George Frederick Koehler komutasında, “eğitmen” sıfatıyla Anadolu coğrafyasına intikal eder.

Resmiyetteki amaç, Nizâm-ı Cedît ordusuna topçu eğitimi verilmesidir…

Arka planda ise Britanya’nın farklı düşünceleri vardır: Lordlar Kamarası, Napolyon Savaşları’nın sonlarına yaklaşırken doğacak boşlukta istihbaratçıların en verimli şekilde değerlendirilmesini düşünmekte ve bu doğrultuda bazı elemanlarını “coğrafyacı asker” sıfatıyla dünyanın farklı yerlerine keşiflere yollamak istemektedir.1 (Marshall-Cornwall, J. (1965). Three Soldier-Geographers. The Geographical Journal, 131(3), 357-365. doi:10.2307/1794189)

18 Ocak 1800‘e gelindiğinde Koehler (42), Türk topraklarında ajanlık faaliyeti yürüten nice meslektaşı gibi gizli bir yolculuğa çıkma görevi alır. Güzergah olarak Antik Dönem kalıntılarının bulunduğu istikamet seçilmiştir; İstanbul’dan başlayıp Konya ila Karaman’a devam edecek, sonrasında Antik Çağ’ın en önemli liman kentlerinden olan Mersin(Glindire) üzerinden Alanya’ya uzanacak bir seyahattir bu.1 (Marshall-Cornwall, J. (1965). Three Soldier-Geographers. The Geographical Journal, 131(3), 357-365. doi:10.2307/1794189)

Koehler, Leake, Fletcher, Pink ve Carlyle’in çıktığı seyahatin tam güzergahı

Ona bu gezisinde Dilettanti Cemiyeti üyesi olan Leake’e (23) ilaveten sürpriz isimler de eşlik edecektir; çok kez Arap coğrafyasında bulunmuş Arapça Profesörü-Başdiyakoz Joseph Dacre Carlyle (40), Askeri Arazi Mühendisi-Teknik Ressam George Pink ve Mühendis Binbaşı Richard Fletcher (32).

Ekip, kadim Anadolu coğrafyasında gerçekleştirilecek görev için adeta biçilmiş kaftan durumundadır. Ağırlığı askerler teşkil etse de ”din adamı” olan J. D. Carlyle kilit konumuyla ön plana çıkar:

Yarbay William Martin Leake (1777-1860)’in William Behnes (1795-1864, British) tarafından yapılan büstü. Eser, Fitzwilliam Museum Cambridge’in koleksiyonunda, M.1-1865 erişim numarası ile konumlanmaktadır. Mamafih Leake’in, Devlet-i Aliyye topraklarından çaldığı bilinen birçok eserin de (sikke, vazo, mücevher, bronz vb.) yine aynı müzede konumlandığını belirtmekte fayda var.

Carlyle, İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi 7th Earl of Elgin tarafından, Yunanca ve Süryanice el yazmaları toplayarak Yeni Ahit’in önerilen yeni bir versiyonunu yazması için görevlendirilmiş, resmiyette sefarete atanan sıradan bir papaz olarak gözüken istihbaratçılardandır.2 (Lane-Poole, Stanley (1887). “Carlyle, Joseph Dacre“. In Stephen, Leslie (ed.). Dictionary of National Biography9. London: Smith, Elder & Co. pp. 109–110.)

Bu mühim görev çerçevesinde Carlyle, İstanbul’un yeni büyükelçisi (1799-1803) olan Elgin ile birlikte yola çıkıp çoktan İstanbul’a varmıştır bile.

Vakit kaybetmeden tüm hazırlıklar tamamlanır ve ilerleyen yıllarda adı Partenon’dan çalınan heykeller skandalına da karışacak olan Lord Elgin etraflıca bilgilendirilir.3 (Wroth, Warwick William (1886). “Bruce, Thomas (1766-1841)“. In Stephen, Leslie (ed.). Dictionary of National Biography7. London: Smith, Elder & Co. pp. 130–131.)

7th Earl of ElginThomas Bruce‘un Anton Graff tarafından yapılan resmi (1788 civarı). Eser, Broomhall House, İskoçya’da konumlanmaktadır.

Koehler, Leake, Carlyle, Pink ve Fletcher iyi bir şekilde silahlandıktan sonra deşifre olmamak için Tatar kuryesi kılığına bürünerek 19 Ocak 1800‘de at sırtında yola koyulurlar.4 (Journal of a Tour in Asia Minor,, With Comparative Remarks on the Ancient and Modern Geography of that Country – William Martin Leake, 1)

Harabeleri inceleyerek yollarına devam eden ekip üyeleri, Eskişehir/ Doğanlı civarına gelince (27 Ocak 1800) ihtişamıyla adeta paralize eden yapıt ile karşı karşıya kalır ve şaşkınlıkları geçer geçmez menşeini idrak etmeye çalışırlar.5 (Journal of a Tour in Asia Minor,, With Comparative Remarks on the Ancient and Modern Geography of that Country – William Martin Leake, 21)

Leake ve Ekibince Yapılan Yazılıkaya Değerlendirmesi

Yapısal Özellikler

Doğanlı Vadisi‘ndeki görkemli eserle karşılaşmaları sonrası büyük şaşkınlık yaşayan ekip üyeleri, kendilerine gelir gelmez çıkarımlar yapmaya yönelir. İlk aşamada, -yapıtın- Grek eserlerine benzemediğini düşünerek, Persler tarafından inşa edilmiş olabileceği fikrini değerlendirmeye başlarlar; fakat sonrasında grup içinden itirazlar yükselmeye başlar ve müteakiben Perslerin bu denli büyük bir anıtı Susa ve Persepolis’ten bu denli uzak bir bölgeye yapmasının abesliği kabul görür. Mamafih onlara göre, eserde kullanılan sanat da Perslerin bilinen hiçbir yazıtı ile örtüşmemektedir.6 william leake journal 26-27

General Koehler tarafından çizilip, Caryle ve Leake tarafından yazıları kopyalanan Yazılıkaya görseli, Journal of a Tour in Asia Minor 1824

Mesnedi olan bir isnad arayışının devam ettiği tam o anda, Leake’in aklına Mycenae’deki Atreus Hazinesi’nin kapısının iki yanında duran yarım sütunları kapsayan ayrıntılı süslemeler geliverir: Karşısında ihtişamla duran yapıttaki işlemeler, mitolojideki Cyclopeslar tarafından inşa edildiği düşünülen Atreus Hazinesi‘ndeki işlemelerle benzeşmektedir. Antik Yunan Tarihçisi Strabo‘ya göre ise Atreus Hazinesi, Asya’dan gelen zanaatkarlar topluluğu tarafından inşa edilmiştir ve kullanılan sanatın Grek sanatı ile benzeşmemesinin sebebi, zanaatkarların menşei ile alakalıdır.7 (27-28)

Velhasıl yazıttaki sanatın Grek sanatına benzemiyor oluşu, Grek kültürüne ait bir eser olmadığının kanıtı değildir; tıpkı Atreus Hazinesi örneğinde olduğu gibi Asya’dan gelen mitolojik varlıkların dokunuşlarını taşıyor olabilir. (Leake’in mitolojiyi dayanak alarak yaptığı ”bilimsel” çıkarım).

Bu noktada Leake, şayet ihtişamlıyla büyüleyen yapı Grek kültürüne ait ise, muhakkak çevresinde başka Grek yapıları da bulunmalıdır diye düşünerek, tasdik etmek amacıyla arayışa geçer ve kısa bir arayıştan sonra yazıtın yakınlarındaki çok büyük bir mezar odasını keşfeder. Mezar odası, yazıtla aynı türdeki kırmızımsı kumtaşından kazılmasıyla ön plana çıkan iki sütunlu bir revak biçimindedir ve Leake ilk başta, yapının gittikçe daralan formunu dor düzeniyle açıklamak yoluna gider. Sonrasında ise tekrar değerlendir ve bu sefer dor düzeninin ayırt edici özelliklerinin hiçbirini içermediğini, köylülerin sıradan ahşap kulübeleri ile tam bir benzerlik taşıdığını belirtir.8 (34-35) Yapısal özellikler üzerinden yapılan çıkarımlarla bir yere ulaşılamamış ve artık yazıt üzerinden değerlendirme yapmanın vakti gelmiştir…

Dilsel Özellikler

Dilin Köken Analizi

Eserin yapısal özellikleri üzerinden kayda değer bir çıkarım yapamayan Leake, bu sefer yazıt üzerinden dayanaklar bulmak yoluna gider. İzlenimlerine göre, kitabede kullanılan karakterlerin yaşı, eserin diğer bölümlerindeki işçiliğin yaşı ile örtüşmekte olup, bu karakterler, yapısal olarak Grek alfabesinin en erken formu ile benzerlik taşımaktadır. Bu sebeple Leake’in nezdinde yapılacak en mantıklı çıkarım, eserin Frigler tarafından inşa edildiğidir; zira Herodot’a göre İyonyalılar, Lidyalılar ve Antik Frigler de Pers fethinden önce Küçük Asya’nın diğer milletleri gibi Grekçeden çok az farklı olan bir dil kullanmışlardır.6 (26-27). (Herodot. 1. I.e. 142., 1. 5. c. 59.))

Tüm bunların yanında Leake’in bakış açısına göre, yazı karakterlerinin biçimi ve kelimelerin ayrımını belirtmek için kullanılan dikey noktaların aralıkları da Antik Yunanca’daki kullanımla belirgin benzerliğe sahiptir; ancak bazı kelimeler, anıtın oyulmuş süslemelerinde görünen yarı-barbar üslup ile uyumlu gözüktüğü için yazıtın saf Yunanca olmadığı değerlendirilmelidir. Bu çıkarımı haklı kılan detay olarak ise Herodot’un, Frigler’e barbar ünvanını vererek iki ulus(Yunanlar ve Frigler) arasındaki derin farkı açık bir şekilde ifade etmesi sunulabilir.7 (27-28) (Leake’in, noktalar arasındaki boşluklara istinad ederek dilin menşeini Greklere mal etmeye çalıştığı, idrak sınırlarını zorlayan cinsten bir bölüm).

Leake’e göre, yazıttaki bu benzerlik ve farklılıkların altında yatan sebep irdelendiğinde, Friglerin, Yunanistan ile erken tarihlerde gerçekleşen bağlantılarının, Erken Dönem Frig tarihinin birçok yerinde göze çarpıyor oluşu ön plana çıkmaktadır.7 (27-28)

Bu analizlere ek olarak, Antik Yunanca ile benzerlikler taşıyan kitabenin, Etrüskçe ile de büyük benzerlikler taşıdığını düşünmektedir. Ona göre, aynı aileye mensup; fakat birbirinden uzak ve ayrık dil kollarında görüldüğü gibi ufak farklılıklar haricinde çoğunlukla benzeşmeler söz konusudur.9 (28-29)(Torino Üniversitesi tarafından Prof. Dr. Alberto Piazza öncülüğünde, Etrüsk bölgesinde yaşayan 263 İtalyalı deneğin katılımıyla yapılan araştırmaya göre, deneklerin DNA’ları Batı Anadolu Türkleri ile büyük oranda benzeşti.)

Antik Yunanlar ve Etrüskler: Friglerin beslendiği iki kaynak. Leake, bu çıkarımı yapmış olsa da dahasına ihtiyacı olduğunun farkındadır: Dil ailesinin kökenindeki ana kaynağı anlamak yoluna gider.

Kısa bir beyin fırtınasının müteakibinde aklına direkt Pelasglar geliverir; zira Yunanların fikirleri her daim bu yönde olmuştur.9 (Luigi Lanzi, Saggio di Lingua Etrusca.) (28-29) (Herodot’a göre Pelasglar bir tür ”barbar dili” konuşmaktadır, velhasıl konuştukları dil Yunanca değildir.)

Bu çıkarımla birlikte yazıtta kullanılan dilin, Batı ”medeniyetinin” kökeninden izler taşıdığını kendi içinde tasdik eder Leake ve bir sonraki aşamaya; yani kitabeyi okumak kısmına geçer.

Kitabenin Çevirisi

Leake, kitabeye dair ilk izleniminde, akroter yönünde uzanan 53 harflik metnin baş ve son kısımlarındaki birkaç harfin zamanla kaybolmuş/eksilmiş olabileceği çıkarımına varır; zira metnin bilhassa sonunda yer alan yazım, ona göre Grekçe’deki bölmek ya da keskin bir araçla kesmek manasındaki ΕΔΑΕ-ΕΔΑΕΣ ifadesini andırmakta ve yazım bütünlüğü, silinen harfler dolayısıyla sağlanamamaktadır.10 (Akroter yönünde uzanan metnin son bölümünde 5 harf göze çarpmakta ve son harfin olduğu aşikar. Diyelim ki ilk 4 harfi bir şekilde benzetebildi; ancak sondaki kısmın, bahsettiği Grekçe kelimeler ile kat’iyen alakası bulunmamakta ve zaten Carlyle ile birlikte çıkardıkları hatalı yazı kopyasında da yer bulmamakta).30-31

Kelimeye yazıtta yer verilmiş olması ise, kayanın düzleştirilmiş yüzeyi üzerinde karelerin, pastillerin ve figürlerin kesilerek meydana getirilmiş olduğunu ifade etmek amacıyladır.10 ( Şaibeli; zira bazı kaynaklarda ΕΔΑΕ veya ΕΔΑΕΣ yazılışları, Latince’deki dedit fiiline benzetilmekte ve bu fiilin karşılığı olarak da İngilizce’deki ”to dedicate” , yani vermek, adamak ifadeleri kabul görmektedir).30-31

Bu çıkarıma müteakiben akroter yönünde uzanan metnin ilk sözcüğü ile yere dikey uzanan 47 harflik metnin 3 ve 4. sözcüğüne odaklanır Leake ve bu sözcükler şayet tek bir kelime ise, hepsi Grekçe’deki sigma ile bitiyor gibi gözükmekte der. Ardından bu yorumunu dayanak alır ve yere dikey uzanan metnin 1-2-3 ve 4. sözcüklerinin, bu yazıtı kazıyan kişiye dair ad ve ünvan bilgileri; 5. sözcüğün ise bu kişinin geldiği yer olabileceği açıklamasında bulunur. Sonrasında tekrar akroter yönünde uzanan metne bakışlarını kaydırır ve ilk sözcük hakkında, yazıtı bulunduğu yere yerleştiren kişinin adı olabileceği varsayımını dillendirir.10 (30-31)

Yüzeysel anlamda belli başlı saptamalar yapmıştır; ancak sonuca ulaşmasında yeterli olmayacağının bilincindedir. Bu sebeple, aşina olduğunu düşündüğü kelimenin bulunduğu yer, yani anıtın sağ duvarındaki yazıta yeniden ve daha yoğun bir şekilde odaklanır Leake.

Yazıtın başlangıç kısmındaki bu ifade, yani ”BABA” yazımı, Grekçedeki “Papas-Papias” ifadelerini andırmaktadır. Bu çerçevede Tanrı Jüpiter ile bağdaştırması kaçınılmaz hale gelir.

Ekiptekiler dayanağını merak ettiginde ise, Antik Çağ yazarı olan Arrian‘ın, “Papas kelimesi Bitinya‘da Jüpiter’i ifade etmekteydi” şeklindeki açıklamalarını öne sürer ve “BABA” şeklinde yazılan kısım, PAPAS-PAPIAS kelimelerine çok benziyor diye ekler. Bu çıkarıma dair sunduğu diğer “kanıt” da 26 ocak günü civardaki çeşmeden su içerken gözüne çarpan birkaç yazıttan okuyabildiği bir tanesinde “Tanrı Jüpiter Papias’a teşekkürler” yazmakta olduğudur.8 (Journal of a Tour in Asia Minor, 34-35)

Leake, üzerinde durduğu kelimenin kilit öneme sahip olduğunu düşünerek dikkatini bu yönde yoğunlaştırmaya devam eder.

Bulunduğu bölge, Frigya‘nın (ona göre Antik Yunan uygarlığı kenti) merkezi durumundadır ve odak noktasını buraya kaydırarak aşama kaydetmeye çalışır. ”BABA” şeklinde yazılan bir önceki bölümün Grekçe’de PAPIAS’ı andırdığını göz önünde bulundurarak hafızasını yokladığında, PAPIAS ifadesinin birisine verilebilecek en yüksek onursal ünvan olduğu ”varsayımında” bulunabileceğini düşünür ve bu doğrultuda yazıtta bahsi geçen kişinin, efsanelerdeki EŞEK KULAKLI MİDAS olabileceğini değerlendirmeye başlar.11 (Journal of a Tour in Asia Minor, 32-34)

Leake, Antik Çağ’a dair olan her eseri Grek kültürüne istinad ettirmeye şartlanarak, çocukken dinlediği efsanelerin izinden gidiyor olmanın verdiği heyecanla analizlerine kendince kanıt aramaktadır.

Bu arayış doğrultusunda dikkatini yeniden akroter yönünde uzanan metne vererek, düşünceleri doğrultusunda bir benzerlik bulmaya çalışır ve tam o anda Grekçe’yi andıran kısmını fark eder. Bu kısım olsa olsa Midas manasına gelmektedir.10 (Journal of a Tour in Asia Minor, 30-31)

Leake’in Kral Midas çıkarımını yaptığı bölümler. Sırasıyla; Midas, aile ünvanı ve kral.

Peki hangi Midas? Bu soruya da bir sonraki kelimenin, Eşek Kulaklı Midas‘ın aile ünvanı olduğu yönündeki varsayımıyla cevap bulur.

Leake, nihayete yaklaşmaktadır, ihtiyacı olan tek şey ise; yazıtın kime adandığına dair anlamlı bir cümle tespitidir. Bu doğrultuda yazımından 2 sonraki kelime olan kısmına ilgisini yoğunlaştırır. Kanalize olduğu bölüm, Antik Grekçe olan ἄνακτι (kral, lord) kelimelerini andırmaktadır.

Bu çağrışıma istinaden, yazıttaki kelimesinin, ἄνακτι kelimesi ile benzer okunuş ve yazılışa sahip olduğu varsayımını yapar. (Düşünün ki bir ilkokul öğrencisi İngilizce dersinde ‘sure’ kelimesini görüyor ve Türkçe olarak okuyarak ”burada Kur’an’dan bir sureyi kastettiği” yorumunu getiriyor. Leake’in bilmediği bir dilin okunuşu üzerinden yaptığı çıkarım da tam olarak bu seviyede).

Hayal dünyasının sınırlarını zorlayan bu benzetmeyle birlikte artık elinde, anlamlı bir cümle oluşturmak için iki adet Grekçe kelime bulunmaktadır. Derhal Grekçe olan kelimeyi Latince’ye çevirerek FANAKTEI şeklindeki yazılışa ulaşır ve müteakiben birleştirdiği iki kelime, yani “MIΔAI FANAKTEI” sonrasında ” to King Midas ;” yani “Kral Midas’a;” cümlesine ulaşmış olur.10 (Journal of a Tour in Asia Minor, 30-31)

Leake, kitabenin diğer kısımlarını da 23 yaşına kadar edindiği bilgiler çerçevesinde Grekçe’ye benzetmeye çalışır; ancak nafiledir ve buna da “eski bir tür Grekçe” olduğu için okuyamadığı açıklamasını getirerek daha fazla zaman kaybetmeden konuyu kapatır.

Zira Yeni Ahit’in yeni versiyonunun yazılması gibi mühim bir görev tevdi edilen İngiliz ekibin, Türk topraklarında keşfedeceği daha nice hazine vardır…

Gaflet veya Hainlik Neticesinde Batılılara Alkış Tutan Güruh

Leake ve ekibince Türk topraklarının soyulması olayının üzerinden 2 asrı aşkın zaman geçti; ancak onlar ve arkasındaki ”aklın” bu coğrafyaya neşrettiği efsun, aşağılık kompleksinde boğulmuş toplulukla birlikte kendini göstermeye her daim devam etmekte.

Küçük Asya’daki yazıtlar üzerine bilimsel araştırmalar yapan Türk bilim insanları dur durak bilmeden karalanırken, bu topraklara soygun amaçlı gelen hayal dünyası pek geniş batılılar adeta göklere çıkartılmakta.

Günümüzde birçok akademisyen, Yazılıkaya hakkında Kazım Mirşan tarafından yapılan bilimsel araştırmaları ”bilimsel veri sunmaksızın” reddedip, 23 yaşındaki bir hırsızın uydurmalarını tabuymuşçasına benimsemeye devam etmektedir. Batılılar, coğrafyanın tapusunu bilimsellikten tamamiyle uzak olan gülünesi benzetmelerle Greklere dayandırmaya çalışırken, Türkiya’daki bazı akademisyenlerin onlara alkış tutması ve dahası Türk bilim insanlarının yaptıkları bilimsel araştırmaları hakir görmesi Anadolu’ya neşrolan komplekse dair en önemli örneklerdendir.

Peki bu gaflet/hainlik sadece akademisyenlerle mi sınırlı kalmakta?

Ne yazık ki Kültür ve Turizm Bakanlığı‘na bağlı bazı çalışanların da isteyerek veya istemeyerek batı güdümüne girdiğini söylemek zorundayım: Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ila Eskişehir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü‘nün sayfasında yer alan ”Midas Anıtı” ifadesi bunun en iyi kanıtlarından.

Görüldüğü üzere mevcut olan utanç verici durumun müsebbibi, 23 yaşındaki bir hayalperestin 3. sınıf hikayelerini rehber alan İngiliz aklının ”üstünlüğü” değil; içimizdeki gaflet uykusuna dalanlar ila hainler.

Dile kolay 2 asırdır devam eden korkunç bir aymazlık sarmış durumda dört bir yanımızı. Peki neye üzülmeli? Batıdan gelen her söylemi buyruk bilen zihniyete mi, eğitim kurumlarına kadar giren Grek hayranı kompleksli akademisyenlere mi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki ne yaptığından bihaber memurlara mı; yoksa devlet zararına devlet kurumlarında çalışan bu güruhun yaptıklarını cezasız bırakıp, üstüne bir de maaş ödediğimize mi? Bedel ödemesi gerekenleri ödüllendirirken bu ülke yararına çalışanlara bedel ödeten bizlere yazık ki ne yazık…

Yazıtı Bir Türk Bilim İnsanı Olarak Okumanın Bedeli

Yazıt, tüm Türk lehçelerine hakim olan Ön Türkçe Uzmanı Kazım Mirşan tarafından ”bütünüyle” okunmuş olup, yapılan okumalar ila bu okumalar esnasında kullanılan alfabe de akademi çevrelerine sunulmuştur; buna karşın akademik çerçevede yapılan herhangi bir itiraz henüz bulunmamaktadır.

Mirşan‘a yöneltilen tepkilerin tamamı, bilimsel perspektiften uzak, bütünüyle karalama kampanyasına yöneliktir.

Mitolojiyi dayanak alarak yaptığı benzetmelerle yazıttaki sadece birkaç kelimeyi kendince anlamlandırabilen ve bunun haricindeki bölümleri hayal dünyasının genişliğine rağmen kat’i surette manalandıramayan Leake, malum güruh tarafından alkışlanırken; yazıtın bütününü okumuş ve bu okuma esnasında kullandığı alfabeyi araştırmacılara sunmuş olan Mirşan, bahsi geçen kitle tarafından daima hor görülmüştür.

Kendisinin tek isteği, yaptığı araştırmaları bilimsel çerçevede tartışarak daha iyi bir hale getirmek olmasına karşın, daima naçiz görülerek dikkate alınmamış, saptamaları külliyen reddedilmiştir.

Bu konuya dair sizlere, 2017 Eylül’ünde tanınmış bir Türkiya kökenli ”akademisyenle” aramda geçen görüşmeyi rahatlıkla örnek olarak sunabilirim: Amerika’daki bilinen bir üniversitede görev yapan bu kişiye Kazım Mirşan hakkında sorular sormuş ve bilimsel metodlara istinad eden itirazlar beklerken; ısrarla mesnetsiz iddialarını dikte etmeye çalıştığını gözlemlemiştim. Antiteze dair ne bir makale, ne bir kitap ismi, ne de yanlışının belirtildiği bir açıklama; maalesef tek yaptığı Mirşan ve araştırmalarına karşı seviyesiz ifadeler kullanmaktan ibaretti.

Velhasıl Küçük Asya’ya soygun amaçlı gelen bir İngiliz ajanına şapka çıkartanlar sayesinde Mirşan, hayatının son yıllarını itibarsızlık ve maddi problemlerle boğuşarak geçirmeye mahkum edilmiştir.

Buna karşın, Devlet-i Aliyye topraklarındaki hizmetlerinden ötürü Royal Geographical Society Başkan Yardımcılığı’na(1830) layık görülerek ödüllendirilen Leake‘in anıları, günümüzde hala İngiltere vatanseverleri ila Türkiya’daki güruh tarafından yaşatılmaya devam edilmektedir.

Bu denli fazla absürtlüğün bir araya gelmiş olması, ”Biz ezelden beri hür müydük, hür mü yaşadık?” sorusunu akla getiriyor değil mi?

Bahsedilecek çok şey var; fakat daha fazla uzatmadan Mirşan’ın yazıt üzerinde yaptığı araştırmaya geçmek yerinde olacaktır diye düşünüyorum:

Türk Anıt Mezarı (Yazılıkaya)’daki Ön Türkçe Mana

Sağ Üst Köşe- Akroter Yönünde Uzanan Metin

AT ESİÇ OZ: (Bedeninden) atılma yolu ile (Cennete) geçerek yer alan

AT ERİK ESİT: Atılma erki sahibi

UÇUB ETİGÜW: Uçmak sureti ile

AT EKİÇ, ÖTÜ ON: (Bedeninden) atılarak, (cennete) geçmiş bulunuyor.

AP – AT EBİNİZ: Atılarak aparılmak [götürülmek] üzere,

EMİN ELİTİS: İletilmiş olan (yani, tanrısına kavuşmuş olan) Leake tarafından Midas çıkarımının yapıldığı bölüm

AP AT EBİT: —(vücuttan) atılarak aparılma düzenindeki—

ÖG ESİTİC İS EBİT: İşbu kral canı

ÖTÜK ESİÇ İS: (Cennete) geçmiş olan candır.

UÇUD AT UÇ OZ: Çünkü o UÇUD (Âllah tarafından tayin olunmuş lider) idi ve atılarak uçmak sureti ile (cennette) yerini almış bulunuyor.

Sağ Duvar- Yukarıdan Aşağıya Uzanan Metin

ÖK ÖTÜK AT: Rabbe geçmek üzere (bedenden) atılma

EMİÇ – EMİÇ: nasibine erişilen

EBİT ESİNÇ: düzendeki

ÖG ERİN: ”Kral” olarak

ESİTİBİN ONÇ: bilinen

İK USUN: dual-ikili vücut (yani, ”can” ve ”ten”den ibaret olan vücut)

İS AT Ü: ”can” edilmiştir (can haline getirilmiştir).

ATAB UÇA ONUNÇ: (vücuttan) atılarak uçmağa muvaffak olmuş olması hesabı(sebebi) ile.

ONÇ ESİKİÇÜ: Bu şekilde bir tecelli ile,

UÇUM ETÜ: onun uçurulmuş olması,

UÇ İL-AT: halk lideri olması sebebiyle, vücudundan atılarak

UÇUNÇ: uçabilmiş olmadır.

Çeviri Kâzım Mirşan tarafından yapılmıştır.

Kaynakça

  1. 1. Marshall-Cornwall, J. (1965). “Three Soldier-Geographers.” The Geographical Journal, 131(3), 357-365.
  1. 2. Lane-Poole, Stanley (1887). “Carlyle, Joseph Dacre.” In Stephen, Leslie (ed.). Dictionary of National Biography9, 109-110. London: Smith, Elder & Co.
  • 5. Ibid., 21.
  • 6. Ibid., 26-27.
  • 7. Ibid., 27-28.
  • 8. Ibid., 34-35.
  • 9. Ibid., 28-29.
  • 10. Ibid., 30-31.
  • 11. Ibid., 32-34.

Bu Yazıyı Paylaşın